2008 yılı, dünya genelinde yaşanan üç devrim niteliğindeki gelişmeyle birlikte dijitalleşmenin jet hızına yükseldiği bir milat olmuştur. Akıllı telefonların yaygınlaşması ve internetin doğrudan cebe girmesiyle “algoritma düzenine” resmen geçildi. Bu dönüşümle birlikte sistem, sürekliliğini sağlamak adına kendine yeni ürünler aramaya başladı ve o an insan, sistemin temel materyali haline getirildi. İnsan metalaştırıldı, tüketildikçe tükendi; mahremiyet bizzat ürün haline getirildi. Bu saldırı durmadı; sıra aile kavramına geldi ve evimizin içine sızarak köklü değerlerimizi tehdit eder hale geldi. Sistem şimdi gözünü, bizden geriye kalan en savunmasız varlıklarımıza, çocuklarımıza dikmiş durumdadır. Eğer çocuklarımıza sahip çıkmazsak, onlar da bu algoritmik manipülasyonlar içinde eriyip gidecek, tüketilmek üzere paketlenmiş birer meta haline dönüşeceklerdir.
Henüz gelişimini tamamlamamış çocuklarımızın dijital mecralarda kontrolsüzce bulunmasının zararları, anlatmakla bitirilemeyecek kadar derindir. Sosyal medya algoritmalarının içinde kimliğini ve benliğini kaybetmiş bireyler, yarın en büyük toplumsal meselemiz olarak karşımıza çıkacaktır. Beynin ödül sistemini sürekli aktif tutan Dopaminerjik Döngü mekanizması; beğeni ve bildirimlerle tatmin edildiği illüzyonunu yaratarak çocuklarımızdaki öz-denetim yetisini sarsmaktadır. Kurgulanmış “mükemmel” hayatlar ile kendi gerçekliği arasındaki uçurumu sorgulayan çocuk, hızla yetersizlik hissine kapılmakta; bu bilişsel çarpıtma ağır psikolojik algı problemlerini tetiklemektedir. Sadece görme ve duyma duyularını ön plana çıkaran dijitalleşme; çocuklarımızdaki empati kurma, dokunma ve mimik okuma yetilerini adeta çekip almaktadır. Bu yoksunluk, gelecekte ruhsal olarak zayıf ve kronik anksiyete ile boğuşan bireylerle karşılaşmamıza neden olacaktır.
Karşımıza çıkan en büyük yanıltma ise “özgürlük” maskesidir. Oysa ahlakın ve sınırların olmadığı bir ortamda özgürlükten değil, sadece güçlünün zayıfı dijital ortamda yuttuğu bir orman kanunundan bahsedilebilir. 15 yaş altındaki bir bireyin, saniyeler içinde zihni kodlayan algoritmaların pençesinde “özgür” olduğunu iddia etmek bir illüzyondur. Bu noktada devletin müdahalesi bir yasaklama değil; aksine reşit olmayan zihni, dijital manipülasyondan koruyan güçlü bir toplumsal koruma kalkanıdır. Küresel şirketler için çocuklarımız birer birey değil, kâr hırsı uğruna metalaştırılan “veri madenleri”dir. İnsanlık bu dijital hipnozla meşgulken, onlar zihinleri kodlayarak alttan alta ilerlemektedir. Birde Ülkemizde bilerek yada bilmeyerek Kendi çocuklarını bu platformlarda pazar malzemesi yaparak milyonlar kazanan içerik üreticilerinin bu yozlaşmaya ortak olması ise meselenin bir başka acı boyutudur.
Dijital dünya, çocuğu dünyadan değil; aslında gerçek dünyayı ve hakikati çocuktan saklamaktadır. “İzle ve kaydır” sistemiyle belleği zayıflayan, muhakeme merkezi zarar gören çocuklarımız, artık öz-değerlerini sadece dijital etkileşim sayılarıyla ölçmektedir. Kısa videolar ve emojilerle örülü o sığ dil, çocuklarımızın sözcük dağarcığını daraltarak onları sembolik bir fakirliğe mahkûm etmektedir. Eğer bu müdahale bugün kararlılıkla yapılmazsa, on yıl sonra karşımızda tamamen algoritmalar tarafından kodlanmış, iradesi ipotek altına alınmış bir gençlik bulacağız. Toplumsal değerler fikirler üzerinden değil, çocuk yaşta manipüle edilmiş zihinlerin “beğeni” refleksleri üzerinden şekillenecektir.
Devletimizin çocuklarımızı korumak amacıyla attığı bu adımı, sığ bir yaklaşımla “sosyal medya yasağı” olarak haberleştirmek büyük bir hatadır. Bu kararı bir yasak değil, devletin evlatlarını koruma altına alan şefkatli bir eli; yani bir koruyucu şemsiye olarak görmeliyiz. Bir toplumun medeniyet seviyesi; binalarıyla değil, çocuklarını pazarın vahşi iştahından ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Bizler evlatlarımızı yapay zekânın yapay nesli yapmayacak, onları dijital hapishanelere terk etmeyeceğiz. Devlet ve millet el ele vererek; bu nesli bin yıllık şanlı tarihimize yakışır bir asaletle, kendi kararlarını kendi verebilen, milli ve manevi ruhla kuşanmış dimdik evlatlar olarak yetiştireceğiz. Zira bizim çocuklarımız birer meta değil; medeniyetimizin istikbali, vatanımızın asli teminatıdır.
A.Cemal SAYGIN
Siyasal İletişimci – Yazar
