Gördüğüne inanma çağının sonuna geldik; artık gözlerimiz bize en büyük tuzağı kuran en zayıf halkamızdır. İnsanlık tarihi boyunca kandırmaca, bir sözün veya belgenin tahrif edilmesiyle sınırlıydı. Bugün ise yapay zekâ araçlarıyla bir insanın yüzü, sesi ve mimikleri saniyeler içinde kopyalanarak, ona hiç söylemediği sözler söyletilebiliyor. Dijital dünyada yaşanan bu “derin sahtecilik” salgını, sadece bireysel bir
Kırk Yıllık Parantezi Kapatmanın Hukuku ve Vizyonu Türkiye’nin son kırk yılı, bir parantezin içinde geçti. O parantezin dışında kalan her şeyi — kurulamayan fabrikayı, çekilemeyen yatırımı, okunamayan üniversiteyi, dönmeyen köyü, büyümeyen çocuğu — hiçbir istatistik tam olarak ölçemez. Terör, bir ülkeden yalnızca can almaz; zaman alır. Ve zaman, geri kazanılamayan tek kaynaktır. Bu yüzden bugün
İnsanlık tarihi boyunca bağımlılık, iradenin maddeye ya da dürtüye teslimiyeti olarak tanımlanmıştır; ancak dijital çağda bu teslimiyet, artık masum bir ekran kaydırmasının ardına gizlenmiş durumdadır. Özgürlük, bireyin kendi kararlarını yönetebilme yetisiyken; sanal kumar, bu yetiyi algoritmik bir hapishaneye mahkûm etmektedir. Genç zihinler için “bir tık” ötede duran bu dünya, sadece bir para kaybı değil, aynı
Coğrafya, bir milletin sadece kaderi değil; doğru okunduğunda en keskin stratejik silahıdır. Tarih, durağan bir çizgide ilerlemez; aksine, güç merkezlerinin yer değiştirdiği devasa kırılmalarla şekillenir. Bugün dünya, Batı merkezli nizamın sarsıldığı ve “Doğu’nun yükselişi”nden ziyade, “Merkez’in yeniden keşfi” diyebileceğimiz bir evreye girmiştir. Bağımsızlık, sadece askeri zaferlerle değil, küresel ticaretin ve finansın aktığı ana damarları kontrol
Son haftalarda yaşadığımız okul saldırıları, tüm ülkeyi derin bir acıya ve sorgulamaya sevk etti. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan trajik olaylar, yalnızca güvenlik önlemleri tartışmasını değil, aynı zamanda toplumsal yapımızın temel taşlarından biri olan aileyi de mercek altına almamızı zorunlu kılıyor. Herkes sistemi, devleti, okulu ya da öğretmenleri suçlarken, asıl sorumlu aktör olan ebeveynlerin büyük ölçüde
2008 yılı, dünya genelinde yaşanan üç devrim niteliğindeki gelişmeyle birlikte dijitalleşmenin jet hızına yükseldiği bir milat olmuştur. Akıllı telefonların yaygınlaşması ve internetin doğrudan cebe girmesiyle “algoritma düzenine” resmen geçildi. Bu dönüşümle birlikte sistem, sürekliliğini sağlamak adına kendine yeni ürünler aramaya başladı ve o an insan, sistemin temel materyali haline getirildi. İnsan metalaştırıldı, tüketildikçe tükendi; mahremiyet
Siyasetin özünde “temsil” ve “emanet” ilişkisi yatar. Tarihimizde belediye başkanı demek, “Şehr-i Emin” demektir; yani kendisine şehrin canı, malı ve onuru emanet edilen, güvenilirliği tescillenmiş kişi. Halk, emin olduğu ve güvendiği bu kişiye iradesini teslim ederek onu şehrin muhafızı kılar. Ancak güç, denetlenmediği ve sarsılmaz bir ahlaki zeminle tahkim edilmediği sürece, sahibini “kamu yararı”ndan uzaklaştırıp









